Ah bu Ben…
Sanki küçük bir dünya turu yapmış ama ömründe ülke dışına hiç çıkmamış gibi bir 'ben'…
Yaşayabileceklerimin varlığı, yaşamayacaklarımın toplamı gibi bir 'ben'...
Başladığım noktanın kilometrelerce uzağında, hiç başlayamamış gibi o noktaya çakılmış gibi bir 'ben'...
Kalbi satır satır doğranmış, maruz kaldığı açık kalp ameliyatı sonrası kanayan yaralarına tampon niyetine yazdığı satırları basan bir 'ben'...
Ve kendi kalemiyle reyting rekorları kıracak bir filmin final sahnesini yazmış, sonunda da hem maktul hemde zanlı çıkmış gibi bir 'ben'...
Ah bu Sen…
Yazın ilk hasadında markete düşmüş koca bir karpuza "nasılsın" der gibi halimi, hatırımı soran bir 'sen'...
Dünden çalmış olduğun bugünlerimi, yarınlarıma sıtıp giden bir 'sen'...
Ben şimdi nereye bakacak olsam, kime bakacak olsam herkes biraz 'sen'...
Şimdi ne vakit nereye, kime baksam hiç kimse etmiyor bir 'sen'...
Dün o en sevdiğin filmi izlemeyi bir kere daha bitirdiğimde, gün henüz aydınlanmamıştı. Ve biliyor musun? diye sormama bile gerek kalmayacak kadar biliyorsun ki, yaprak sarmasını eskisinden daha çok sever oldum…
Kolumdaki saatin zamanı "sen" geçtiği dakikaları seviyorum. Her ne kadar geçmiş olsanda…
Dinlediğim her şarkının sesinde seviyorum seni. Birde gecenin en kör karanlığında, gözlerinin hatırına çağırıyorum hep Sanat Güneşi'ni.
Hani diyor ya 'gözlerin doğuyor gecelerime'
Sonrası malum…